Blogumu artık volkantokmak.com adresime taşıdım. Burdaki iletileri de bi ara geçirmeyi planlıyorum...
Cuma, Ekim 03, 2008
Pazartesi, Ağustos 11, 2008
Pardus 2008 ve KDE 4.1
Pardus 2008 çıktıktan sonra deneyip nolmuş ne olmamış görmek istedim. Önce kendime bi kurban buldum ve arkadaşımın bilgisayarına hemen bi Pardus 2008 kuruverdim. Tabi bu biraz zor oldu :D Neden derseniz sıradan bi windoz kullanıcı olan bu arkadaşım nasıl kullancam ben bu pardusiu diyip durdu. Her neyse kurana kadar bıdı bıdı etti başımda kurduktan sonra da sesi çıkmadı sanırım gözü alıştı :D Burdan bi kere anladım ki millet linuxa karşı çok önyargılı. yok efendim bunca zamandır kullandığım windozdan vazgeçemem yok orda msn word zart zurt var mı falan filan... Her neyse daha sonra ben de kurdum evdeki emektar laptopuma... ama nedense ubuntuda alıştığım rahatlığı pardusta bulamadım. Ya ben de önyargılı girdim olaya ya da hakkaten bana rahat gelmedi... çok fazla dayanamadım pardusa ve ubuntuma geri döndüm. Bir Gnome sever olarak da KDE den oldum olası haz etmem nedense benim hiç ama hiç hoşuma gitmedi bu KDE. sanki hala bi windoz kullanım havası veriyor bana... Efe den aldığım son KDE gelişmeleri neticesinde bi KDE yükleyiverdim ubuntuma ve oldu mu sana kubuntu :D Yeni KDE 4.1 gerçekten çok hoşuma gitti ve vizta da neymiş dedim içimden ve de dışımdan... KDE ve Pardus geliştiricelerine de burdan kolaylıklar dilerim ;)
Cumartesi, Haziran 28, 2008
Ve geldi....
Ve sonunda Pardus 2008 indirilmeye hazır... Buyrun özgürlük için sizleri buradan alalım..
Gönderen
Volkan
zaman:
13:11
0
yorum
Etiketler: Özgürlük İçin, Pardus
Pazartesi, Haziran 02, 2008
Yol....
Bahardım soldum uzun yıllar ardında
Turnalar geçti başımdan sokaklarımdan
Yollar akıp giderken yıllar geçip giderken
Yolum, yoldaşım oldu
Sokaklarda kan vardı
Ölüm vardı hatıramda
Kaybolurken genç ömürler
Zaman sustu beni yol tuttu
Sustum, kül içinde ateş
Soldum, gül içinde o düş
Yolum yoldaşım oldu
Düşlerin gülüşleri armağan bana
Kederi armağan bana yolculukların
Yollar akıp giderken yıllar geçip giderken
Yolum, yoldaşım oldu
Duvarlarda suret idim
Solup giden gülüş gibi
Düş olurken genç ömürler
Ateş sustu beni kül tuttu
Sustum, kül içinde ateş
Soldum, gül içinde o düş
Yolum yoldaşım oldu
Sustum, külde ateş idim
Soldum, gülde kızıl idim
Yolum, yoldaşım oldu
Söz: Mehmet Çetin-İlkay Akaya
Müzik: İlkay Akaya
Gönderen
Volkan
zaman:
01:24
0
yorum
Etiketler: ilkay akkaya, Yol
Cumartesi, Nisan 05, 2008
SIFIR
sıfır bir değer değildir. bir sayı bile değildir. anca başka bir sayının yanına gelince değer yaratır. tıpkı sevda gibi.. sevdanın da tek başına bi değeri yok. ille de biri olmalı. sıfır ne kadar çoksa sayı o kadar çoğalır. sevda ne kadar çoksa insan o kadar çoğalır, büyür. biri dese ki sevdamı al, kendine ekle. bir ömürle çarp, sonra sonsuza eşitle, yine değeri sıfır mı olur senin için?
Kaynak: Eksi Sozluk
Gidelim Buralardan
alttaki yazidan sonra bu da guzel gider buraya sanirim... (Bu sarkiyi yollayan sevgili kuzenim Gulnaz'a tesekkur ederim)
Gönderen
Volkan
zaman:
00:48
0
yorum
Etiketler: gidelim buralardan, Nazan Öncel
gidelim buralardan
bırakalım duraklarda gelmeyen bilinmezleri beklemeyi. gülüşünün açtırdığı çiçekler kalsın vazomuzda. kentler, kalabalıklar, tahtadan gökyüzleri, granitten kalpler, neon lambalı karanlıklar, sessiz gürültüler.. hepsi kalsın. şehir kalsın, yaşamaya devam etsin kendince, dirensin insan çirkinliklerine. sinemalar kalsın, hiçbir zaman görmeye cesaret edemedikleri sonlarını gösterir belki insanlara..
her şey kalsın, gazeteler, fotoğraf albümleri, okunacak dergiler, düzenlenecek kitaplıklar, her sabah gecenin hüznünden arınmak için havalandırılacak odalar, dinleyince ağlatan şarkılar. en sevdiğimiz oyun kalsın yer(li yer)inde.
biz mi?
biz gidelim buralardan.. o hüznün kırağılaşmadığı yerlere gidelim.. güneşlere, yıldızlara şarkıların söylendiği yerlere gidelim.. hem belki o zaman gülümsersin sıcacık, çiçekler toplarız, taç yaparız ve belki de ilk defa hüzünlerden olmaz tacımız.. vapurlar olur gittiğimiz yerlerde, hep bir sonraya giden.. gül rengi şarapların içildiği yere gidelim.. kimbilir, belki üstümüzden bir kuş geçer bizim de..
yeter ki gidelim buralardan.. dayanamıyorum..
Kaynak: Eksi Sozluk
su an icimdeki duygulara tercuman olan canim arkadasim "sevgili oykuler" e sevgilerimle...
Gönderen
Volkan
zaman:
00:44
0
yorum
Etiketler: gidelim buralardan
Cuma, Nisan 04, 2008
Masa da masaymış ha
Adam yaşama sevinci içinde
Masaya anahtarlarını koydu
Bakır kaseye çiçekleri koydu
Sütünü yumurtasını koydu
Pencereden gelen ışığı koydu
Bisiklet sesini çıkrık sesini
Ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
Adam masaya
Aklında olup bitenleri koydu
Ne yapmak istiyordu hayatta
İşte onu koydu
Kimi seviyordu kimi sevmiyordu
Adam masaya onları da koydu
Üç kere üç dokuz ederdi
Adam koydu masaya dokuzu
Pencere yanındaydı gökyüzü yanında
Uzandı masaya sonsuzu koydu
Bir bira içmek istiyordu kaç gündür
Masaya biranın dökülüşünü koydu
Uykusunu koydu uyanıklığını koydu
Tokluğunu açlığını koydu.
Masa da masaymış ha
Bana mısın demedi bu kadar yüke
Bir iki sallandı durdu
Adam ha babam koyuyordu.
EDİP CANSEVER
Gönderen
Volkan
zaman:
02:47
0
yorum
Etiketler: Edip Cansever, Siir
Çarşamba, Mart 26, 2008
çınarı yıkmak için baltayı köküne vururlar
.........
çınarı yıkmak için
baltayı köküne vururlar.
evi yıkmak için
sokarlar kundağı temele.
kartal uçmaz olur
kanadı kırılınca.
düşünebilir miyiz
başımız vurulunca?
onlar köküdür memleketin,
dallara yürüyen su
bu kökte saklıdır.
onlar umudun temeli,
onlar kanadı hürriyetin,
halkın aklıdır.
kaç kere kaç yerde baltalandı kök
yürümez oldu su
dallar kurudu.
kırıldı kanat
öldürdüler aklı;
ve sonra yolladılar insanları salhaneye.
çünkü böyledir
asrımızın gerçeklerinden biri.
nâzım hikmet
Gönderen
Volkan
zaman:
02:28
0
yorum
Etiketler: Nazım Hikmet, Siir
Cumartesi, Mart 22, 2008
Küçük İskender
insan telefon defterini temize çekerken bazi isimleri eski defterinde birakir.
onlar artık bir daha asla aranmayacaktır. garip bir hüznü barındıran bu silik isimlere bakılır bakılır. kimi okuldan sınıf arkadaşınızdır, kimi çok çabuk unutuverdiğiniz bir sevgili, kimi bir cafede aylarca her şeyi ama her şeyi paylaştığınız birisi; ya da istifa ettiğiniz bir yerden bir arkadaşınız! soyadları sorulmamış bir sürü hatırlanmayan isim de vardır defterde ve şüphesiz üstünde isim olmayan telefon numaraları korkunç bir operasyonla onlarca hayat, onlarca güzellik bir çırpıda ortadan kaldırılır.
insan telefon defterini temize çekerken bazi isimler üzerinde durur.
onca zaman sonra bir kez arasanız, sesini duysanız... ona edilebilecek bir çift sözünüz yoktur! birlikte gittiğiniz filmler, meyhaneler, evler birbirinizi yıllar sonra özlemenizi sağlayacak sevgiyi aşılamamıştır size. yalnızca bir isimdir şimdi o. temize çekerken atlarsınız hemen. derhal çevirirsiniz sayfayı telaşla, alelacele. oh, isim geçmişte kalmıştır.
insan telefon defterini temize çekerken hayatini da sorgular!
hangisi ihanet etmiştir, hangisi yalvarmıştır kendisini bırakmamanız için; hangisinin bir süre sonra arkanızdan konuştuğunu duymuşsunuzdur; hangisi sizi en güzel öpmüştür; hangisi rüyalarınıza girmiştir, hangisinin ayak parmakları ilginizi çekmiştir, hangisine hediye alırken zorlanmışsınızdır, hangisiyle en hararetli tartışmalara girip kavga etmişsinizdir, hangisi için sabahlara kadar içip içip ağlamışsınızdır?!...
doğrular, yanlışlar, hatalar, tutkular! birlikte edip cansever okuduğunuz o insanlar, solmuşlardır.
insan telefon defterini temize çekerken yalnizliğini da kanitlar.
bütün bu insanlar şimdi nerede, ne yapmaktadırlar? saat elbette dört'tür! paradoks, labirent, koni, tüm bilimsel ifadeler ve mentalite tersine dönmüştür. ters dönmüşüzdür. bu tek başınalık ve bu isim katliamı aslında size ters gelir... çalan telefona bakarsınız. acaba? acaba telefon defterini temize çeken bir arkadaşınızın son anda kurtarma çabası mıdır? bir iki kırık sözcük, yarım yamalak bir buluşma, belki...
bilemezsiniz...
Cuma, Mart 14, 2008
Sürgün
uyandırın anamı
söyleyin gidiyorum
yolumu gözlemesin
dönemem belki geri
arkadaşlarım duysun
kardeşim bunu bilsin
söyleyin gidiyorum
dönemem belki geri
babama haber salın
çiçekler onda kalsın
sulasın günaşırı
dönemem belki geri
korulara söyleyin
dağlara, asmalara
baygın çocukluğumun
çınladığı kırlara
söyleyin gidiyorum
dönemem belki geri
gelsinler anılarım
uğurlasınlar beni
sadece sevdiğime
söylemeyin duymasın
o kadar körpe ki kalbi
bilmiyor yitirmeyi
söylemeyin bu akşam
sevdiğim ağlamasın...
Nihat Behram
Gönderen
Volkan
zaman:
03:29
0
yorum
Etiketler: Nihat Behram, Sürgün
Gidene
gidişlerinde değişir gözlerimin rengi,
öfkeyi adımlarım her şafakta
kanatlanırım en tutsak yerinde
ve toprağın en sancılı anında büyür umutlarım"
dal türküdür
yol umuttur
gün kızıldır sende
el tetiktir
söz çığlıktır
yar yiğittir bende
gece ayazlarında
güz yapraklarıyla gözlerine gömülü
anımsamak yaşamı
kapı aralığında soluk adımlarında
sevdan tutuyor elimi
senin gidişlerinde
çağırıyor yüreğim
suskun bakışlarımı
dal türküdür
yol umuttur
gün kızıldır sende
el tetiktir
söz çığlıktır
yar yiğittir bende
sevdam denizdir
düşüm vuslattır
yürek atışlarında
giden bir çığdır
kayan yıldızdır
göğün enginliğinde
sisli sabahlarında
toplanıyor allarım engin denizlerimde
balıkçının elleri serpiyorken umudu
kentin sokaklarına
çocuk gülüşlerimi
ilk oyunlarımı
saklıyorum sevdaya
yağmur sıcaklığına
dal türküdür
yol umuttur
gün kızıldır sende
el tetiktir
söz çığlıktır
yar yiğittir bende
Gönderen
Volkan
zaman:
03:24
0
yorum
Etiketler: Gidene, Grup Munzur
Geceleyin
geceleyin karanlıkta
suya attım ben sesimi
türkü oldu birdenbire
denizinden geçen gemi
geceleyin karanlıkta
gülümsedim buluta ben
saçlarına düşen yağmur
gökkuşağı oldu birden
geceleyin karanlıkta
yıldız tuttum gök içinde
işığını sana vurdu
bir gül açtı yüreğinde
Gönderen
Volkan
zaman:
03:10
0
yorum
Etiketler: geceleyin, ilkay akkaya
Hadi Git
yaralanmış bir akşam vakti ömrüm
beni geceler bile anlar oldu
bütün ezgilerin sustuğu duraktayım
sen anlamadın gülüm suskunluğumu
varsın yokluğun zehir gibi yaşansın
düş de git yüreğimden sessizce
içimdeki çocuk öksüz kalsın
yorgunum gitmelerin tümüne
hadi git
yangın yemiş türküler gibi git
kalmasın gök mavisi ezgimde
su yeşili akmasın yüreğimde
bir solukta sussun ayrılık gülüm
tamamlanmış yalnızlık olur ömrüm
gidersen temelli susarım gülüm
içim acır, ürperirim ormanlarca
en ağır yara olursun yüreğimde
yıldızların en uzağı gibi susarım
yangınlar başlar sustuğum yerimden
içim acır, ürperirim ormanlarca
en ağır yara olursun yüreğimde
Gönderen
Volkan
zaman:
03:08
0
yorum
Etiketler: hadi git, ilkay akkaya
Darmadağınık
çal kapımı kır gitsin
yokluğun vurmasın kapıma
sevmek zor, çok zor
darmadağınık
bekledim susarak
kapılar dört duvar
duyamadım sesimi
feryatlar kör sağır
sevmek zor, çok zor
darmadağınık
servet kocakaya'nın ki zava albümündeki bir türkü.
Gönderen
Volkan
zaman:
03:02
0
yorum
Etiketler: Darmadağınık, Servet Kocakaya
Cumartesi, Mart 08, 2008
Özlem...
Özlüyorum seni,
Yalansız bir özlem bu
Dolansız, saf bir özlem.
Yeni doğan bir çoçuğun
Minicik elleri gibi
Yumuşak ve mazlum
bir özlem bu...
Gökyüzü kadar büyük
Senin kadar yüce
bir özlem bu...
Hasretten ağlayanan sevdalıların
Yıllarca kavuşamayanların
İki gün bile dayanılamayan
bir özlem bu...
Kalbim Acıdı
bundan böyle dağ dağ dolaşırım
yüreğim çok yaralı, derdim var
karışalım birbirimize sen şeker ben yağ
yaktın kül ettin sen beni gülüm
yeni odaya perde astım
rüyamda boynuna sarılmıştım
ağlıyordum uyandığımda
yaktın kül ettin sen beni gülüm
çarşıya inerdiniz bazı bazı
babandan habersiz gözlerdim seni
gülüm sen başkasına gitmeyesin
bilki benimsin e gülüm"
Gönderen
Volkan
zaman:
00:42
0
yorum
Etiketler: Kalbim Acıdı, Kazım Koyuncu, Umay Umay
Perşembe, Ocak 24, 2008
Sesleniş...
Dağ gibi karayağız birer delikanlıydık. Babamız, sırtında yük taşıyarak getirirdi aşımızı, ekmeğimizi.
Arabalar şırıl şırıl ışıklarıyla caddelerden geçerken bizler bir mumun ışığında bitirdik kitaplarımızı. Kendimiz gibi yaşayan binlerce yoksulun yüreğini yüreğimizde yaşayarak katıldık o büyük kavgaya. Ecelsiz öldürüldük. Dövüldük, vurulduk, asıldık.
Vurulduk ey halkım, unutma bizi...
Yoksulluğun bükemediği bileklerimize çelik kelepçeler takıldı. İşkence hücrelerinde sabahladık kaç kez. İsteseydik, diplomalarımızı, mor binlikler getiren birer senet gibi kullanırdık. Mimardık, mühendistik, doktorduk, avukattık. Yazlık kışlık katlarımız, arabalarımız olurdu. Yüreğimiz, işçiyle birlikte attı. Yaşamımızın en güzel yıllarını, birer taze çiçek gibi verdik topluma. Bizleri yok etmek istediler hep. Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...
Fidan gibi genç kızlardık. Hayat, şakırdayan bir şelale gibi akardı gözbebeklerimizden. Yirmi yaşında, yirmi bir yaşında, yirmi iki yaşında, işkencecilerin acımasız ellerine terk edildik. Direndik küçücük yüreğimizle, direndik genç kızlık gururumuzla. Tükürülesi suratlarına karşı bahar çiçekleri gibi, taptaze inançlarımızı fırlattık boş birer eldiven gibi. Utanmadılar insanlıklarından, utanmadılar erkekliklerinden. Hücrelere atıldık ey halkım, unutma bizi...
Ölümcül hastaydık. Bağırsaklarımız düğümlenmişti. Hipokrat yemini etmiş doktor kimlikli işkencecilerin elinde öldürüldük acınmaksızın. Gelinliklerimizin ütüsü bozulmamıştı daha. Cezaevlerine kilitlenmiş kocalarımızın taptaze duygularına, birer mezar taşı gibi savrulduk. Vicdan sustu. Hukuk sustu. İnsanlık sustu.
Göz göre göre öldürüldük ey halkım, unutma bizi...
Kanserdik. Ölüm, her gün bir sinsi yılan gibi dolaşıyordu derilerimizde. Uydurma davalarla kapattılar hücrelere. Hastaydık. Yurtdışına gitseydik kurtulurduk belki. Bir buçuk yaşındaki kızlarımızı öksüz bırakmazdık. Önce kolumuzu, omuz başından keserek yurtseverlik borcumuzun diyeti olarak fırlattık attık önlerine. Sonra da otuz iki yaşında bırakıp gittik bu dünyayı, ecelsiz.
Öldürüldük ey halkım, unutma bizi...
Giresun'daki yoksul köylüler, sizin için öldük. Ege'deki tütün işçileri, sizin için öldük. Doğu'daki topraksız köylüler, sizin için öldük. İstanbul'daki, Ankara'daki işçiler, sizin için öldük. Adana'da, paramparça elleriyle, ak pamuk toplayan işçiler, sizin için öldük.
Vurulduk, asıldık, öldürüldük ey halkım, unutma bizi...
Bağımsızlık, Mustafa Kemal' den armağandı bize. Emperyalizmin ahtapot kollarına teslim edilen ülkemizin bağımsızlığı için kan döktük sokaklara. Mezar taşlarımıza basa basa, devleti yönetenler, gizli emirlerle başlarımızı ezmek, kanlarımızı emmek istediler. Amerikan üsleri kaldırılsın dedik, sokak ortasında sorgusuz sualsiz vurdular.
Yirmi iki yaşlarındaydık öldürüldüğümüzde ey halkım, unutma bizi...
Yabancı petrol şirketlerine karşı devletimizi savunduk; komünist dediler. Ülkemiz bağımsız değil dedik; kelepçeyle geldiler üstümüze. Kurtuluş Savaşı'nda emperyalizme karşı dalgalandırdığımız bayrağımızı daha da dik tutabilmekti bütün çabamız. Bir kez dinlemediler bizi. Bir kez anlamak istemediler. Vurulduk ey halkım, unutma bizi...
Henüz çocukluğumuzu bile yaşamamıştık. Bir kadın eline değmemişti ellerimiz. Bir sevgiliden mektup bile alamamıştık daha. Bir gece sabaha karşı, pranga vurulmuş ellerimiz ve ayaklarımızla çıkarıldık idam sehpalarına. Herkes tanıktır ki korkmadık. İçimiz titremedi hiç. Mezar toprağı gibi taptaze, mezar taşı gibi dimdik boynumuzu uzattık yağlı kementlere.
Asıldık ey halkım, unutma bizi...
Bizi öldürenler, bizi asanlar, bizi sokak ortasında vuranlar, ağabeyimiz, babamız yaşlarındaydılar. Ya bu düzenin kirli çarklarına ortak olmuşlardı ya da susmuşlardı bütün olup bitenlere. Öfkelerini bir gün bile karşısındakilere bağırmamış insanların gözleri önünde öldürüldük. Hukuk adına, özgürlük adına, demokrasi adına, Batı uygarlığı adına, bizleri, bir şafak vakti ipe çektiler.
Korkmadan öldük ey halkım, unutma bizi...
Bir gün mezarlarımızda güller açacak ey halkım, unutma bizi... Bir gün sesimiz, hepinizin kulaklarında yankılanacak ey halkım, unutma bizi.
Özgürlüğe adanmış bir top çiçek gibiyiz şimdi, hep birlikteyiz ey halkım, unutma bizi, unutma bizi, unutma bizi...
Cumhuriyet 25.8.1975
UĞUR MUMCU
Sanki bir katliama kurban gidecegini yillar oncesinden gormus gibi yazilmis bir yazi. Okurken insanin tuylerini diken diken ediyor. Bir daha boyle olaylarin yasanmamasi dilegimle, UĞUR MUMCU'yu saygiyla aniyorum.
Gönderen
Volkan
zaman:
23:04
0
yorum
Etiketler: UĞUR MUMCU
Cumartesi, Ocak 19, 2008
19 Ocak 2007 – 19 Ocak 2008 Bir Cinayetin Ardından
Şehrin en işlek caddelerinde birinde o gün olacaklar aslında bir süre sonra neler olacağının da ipuçlarını veriyordu. Bu bir son değildi, bir başlangıçtı aslında. Zamana yayılmış bir planın uygulamaya geçirilmesi için uygun ortamın yaratılması gerekiyordu. “Psikolojik harekat” denilen o dahiyane buluş birileri sayesinde yine karşımızdaydı tüm endamıyla. “Sebat” apartmanının önünde toplanmış “sebat” ediyorlardı : “Bir gece ansızın gelebiliriz” diye. Bu yetmemiş olacak ki tüm basının karşısında şu sözleri söylüyorlardı: “bundan sonra bütün öfkemizin ve nefretimizin hedefidir, hedefimizdir “.
Şehrin en işlek caddelerinden biriydi. Tüm basın oradaydı…Ama…
Tüm basın oradaydı ama tek bir satır yoktu bu olay hakkında o güne dair gazetelerde, radyolarda. Mezhebi geniş olanlar anlaşılan “es” geçmişti bu haberi. Sorumlu gazetecilik en son sıradaydı anlaşılan vicdan listelerinde. Kalemler susmuş, kulaklar tıkanmış, yüzler başka yöne çevrilmişti…
Görünen köy klavuz istemiyordu ve hiç bir şey tesadüf değildi bu topraklarda. 2006 yılının başlarından itibaren bilinçli bir şekilde yükseltilen “milliyetçi dalga” önüne geleni ezip geçecekti. Farklı olan herşeye “düşmanca davranma” adettendi buralarda.
Şiddeti bir ifade biçimi olarak benimsemiş kitleler, “farklı” bir düşünceye karşı bilindik tepkilerini veriyorlardı. Fikre fikir ile karşılık vermeyi öğrenemedik bu topraklarda..
Önce tehditler geldi. “ya sevilecekti vatan ya terk edilecekti”. Vatanseviciler böyle buyurmuştu. Herşeyi “siyah-beyaz” bağlamında gören, “griye” yabancı bir topluluktan başka şey beklenmiyordu bu topraklarda.
Sonra mahkemeler başladı. “Savcı bey, arkadaşa bir porsiyon 301″ nidaları arasında ilkokul mezunu her vatan evladının okuyup anlayacağı bir yazıyı okumayı becer(e)mediler. Bilirkişinin “suç unsuru yoktur” raporuna rağmen “suç unsuru” buldular, hedef yaptılar onu. Doğru ya.. Sahnede senaryo değiştirilmez, bilirkişi raporları da kaale alınmazdı bu topraklarda.
Sonra…Artık vakit gelmişti. Senaryo yabancı değildi bizlere. Daha önce de izlemiştik biz bu sahneleri. 17′lik bir delikanlı Anadolu’dan bulunacak, eline silah verilecek ve vatan için “öldür” denilecekti. (Bir Gazetecinin Önlenebilir Ölümü Üzerine) Ardından ondan bir kahraman yaratılacaktı ki ilerde yeni görevleri yerine getirmeye hazır birileri daima bulunulabilsin.
Bugün 19 Ocak 2008. Tam bir yıl geçti. Hergün yeni bir “ihmal” belgesiyle karşılaştık. Hergün daha derin “birşeylerin” olduğu gün yüzüne çıktı. Yama tutmaz bir hale geldi olay. Gizli bir el, bir yamayı kapatmaya çalıştıkça başka yamalar patladı dört bir yandan.
Şimdi aydınlık bir ülke hayalinin peşinden gitme zamanıdır. Şimdi adalet isteme zamanıdır. Şimdi hayatları hoyrat eller tarafından alınmış insanlar için sessiz bir yürüyüş zamanıdır. Şimdi barbarlara “dur” deme zamanıdır…
Adalet için….
Erhan Ekici
Gönderen
Volkan
zaman:
02:33
0
yorum
Etiketler: Adalet, Hrant Dink
Peki simdi neden?
Uzunca bir suredir Youtube ve Wordpress sitelerinin engellenmesinden baska goze batar bir site engellenmesiyle karsilasmamistik. Gerci hala Wordpress kapali ve hala bir anlam veremiyorum. Neyse, bugun aksam eve geldim ve arkadasimin uyarisiyla Youtube'a bir baktim, onun da karsilastigi sorunla karsilastim. Peki simdi neden giremiyoruz? Bilen bilir isterlerse yasaklasinlar yine de onune gecemiyorlar, en basitinden DNS ayarlarini degistirip veya bazi siteler uzerinden engelli sitelere ulasabiliyoruz. Ya da bilgisayarinda Pardus kullanan kisiler bu sorunlarla hic karsilasmiyorlar :) Cunku Pardus Telekom'un verdigi DNS'leri kullanmiyor. Yani burdan cikaracagimiz ana fikir neymis? "Ozgurluk Icin, Pardus"...
Salı, Ocak 15, 2008
Web Tabanli Insan Kaynaklari Yonetim Sistemi-2
Akademik Bilisim 2008 program kurulu bildiri ve seminer önerilerini degerlendirmeyi bitirdi. Sizin,
WEB BASED HUMAN RESOURCES MANAGEMENT SYSTEM
baslikli oneriniz kabul edildi.
30 Ocak-1 Subat tarihleri arasinda Canakkale Onsekiz Mart Universitesi'nde gorusmek uzere :)
Gönderen
Volkan
zaman:
22:47
0
yorum
Etiketler: Django, GPL, İnsan Kaynakları Yönetim Sistemi, İnternet Uygulamaları, Python, Yazılım Geliştirme Ortamları
Pazartesi, Ocak 14, 2008
ANLADIM...
Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,kendimi bulduğumda anladım.
Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,
Kendi yolumu çizdiğimde anladım..
Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak,dinleyerek değil..
Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım..
Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış,
Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım..
Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden,
Neden hiç ağlamadığını anladım..
Ağlayanı güldürebilmek,ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,
Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım..
Bir insanı herhangi biri kırabilir,ama bir tek en çok sevdiği, acıtabilirmiş,
Çok acıttığında anladım..
Fakat,hak edermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını,
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım..
Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet,
Yüreğini elime koyduğunda anladım..
''Sana ihtiyacım var, gel ! '' diyebilmekmiş güçlü olmak,
Sana ''git'' dediğimde anladım..
Biri sana ''git'' dediğinde, ''kalmak istiyorum'' diyebilmekmiş sevmek,
Git dediklerinde gittiğimde anladım..
Sana sevgim şımarık bir çocukmuş,her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,
Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım..
Özür dilemek değil, ''affet beni'' diye haykırmak istemekmiş pişman
olmak, Gerçekten pişman olduğumda anladım..
Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş,
Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış,
Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..
Ölürcesine isteyen,beklemez,sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi,
Beni af etmeni ölürcesine istediğimde anladım..
Sevgi emekmiş,
Emek ise vazgeçmeyecek kadar, ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş...
Can YüceL
Cumartesi, Ocak 12, 2008
Özgürlük İçin OOXML'e karşı!

OOXML'e karşıyız!
Çünkü bizler; tüm kamu kurumlarının, firmaların, yerel yönetimlerin, okulların, hastanelerin ve sıradan insanların "gelecek endişesi" olmaksızın kullanabileceği, özgür ve açık bilişim standartlarını istiyoruz... Bizler, bilişim standartlarının uluslararası yazılım tekellerine değil; insanlara hizmet için var olması gerektiğini düşünüyoruz...
Hedefimiz, herkesin kamusal bilgiye hızlı, eşit, ücretsiz ve özgürce ulaşabileceği bir yapıdır.
2006 yılında, OASIS OpenDocument adıyla da bilinen ve bu hedeflere ulaşılmasını sağlayan bir standart doğdu. OpenDocument, özgür ve herkese açık bir XML doküman belirtimi standardı (ISO/IEC 26300:2006). OpenDocument standardı sadece özgür ve güvenilir olmakla kalmayıp, devletleri ve vatandaşlarını da belli bir yazılım markasının ürünlerine mahkûm olma zorunluluğundan kurtarıyordu...
OpenDocument dosya biçimlerinin birer uluslararası ISO standardı olarak kabul edilmesi üzerine, pek çok ülkede "özgür ve açık standartlar" kullanma eğilimi artış gösterdi. Bu gelişmeden rahatsız olan ve OASIS üyesi olmasına karşın OpenDocument'ın standartlaşması aşamasında işbirliği davetlerini reddeden Microsoft, kendi Office serisi ürünlerinde kullanacağı XML tabanlı dosya biçiminin bir ISO standardı olarak kabulü için çalışmalara başladı. Microsoft'un bir ISO standardı olarak kabul edilmesini istediği bu yeni dosya standardının adı OOXML...
OOXML'in açılımı her ne kadar Office Open XML olsa da, bu yeni standart açık ve özgür değil... OOXML'in içerdiği teknolojilerden bir kısmı patentlenmiş durumda. Patentlerin sahibi ise elindeki patentleri kullanarak özgür yazılımları kullanan kişi ve şirketleri tehdit eden bir firma... Standart yeterince açık olsa ve kabul edilse bile, bu standardın içerdiği teknolojileri kullananlara Microsoft tarafından dava açılabilecek!
(...)
OOXML'in ISO standartı olarak kabul edilmesine dair son karar, 24-25 Şubat günü Cenevre'de ulusal standart komitelerinin bir araya geleceği toplantıda verilecek. Bu toplantıya Türkiye'yi temsilen Türk Standartları Enstitüsü (TSE) katılacak.
Tüm çabamız, Türkiye'nin bu oylamada kullanacağı oyun, özgür ve bilgiye ulaşmada fırsat eşitliği sağlayacak mevcut OpenDocument standardını engellemeye yönelik hazırlanan "OOXML'e Standartına Hayır" olarak çıkmasını sağlamak.
* OOXML'e karşıyız çünkü bu yeni standart, bilgiye özgür ve açık standartlarla erişimi engellemeye yönelik bir girişim. Bu nedenle bizler, özgür OpenDocument dosya biçimlerini destekliyor ve mevcut yazılım tekellerinin kendi patentli ve markalı teknolojilerini kamusal alanlarda standart haline getirme çabalarına karşı çıkıyoruz!
* OOXML'e karşıyız çünkü bu yeni dosya biçimi tek bir yazılım firması tarafından destekleniyor. Bir devlet düşünün, arşivindeki eski tarihli belgeleri açamıyor, çünkü bu belgeler artık desteklenmeyen bir dosya biçiminde yazılmış. Dosya biçimi sadece tek bir programla açılabiliyor ve o şirket artık piyasada yok! Bundan 10 yıl, 20 yıl sonra ne olacağını kim garanti edebilir? Bir şirket ürünü desteklemeyi durdurdu diye ülkelerin arşivi kaybolup gidecek mi?
* OOXML'e karşıyız çünkü eski MS Office belgelerine uyumluluk adına tanımlanmış, ancak nasıl işlenmesi gerektiği belirtilmemiş etiketleri kullanıyor bu yeni standart. Bunlar sadece "şu program gibi davran" diyorlar, örneğin "Word95GibiBiçimlendir" bunlardan biri. Standart "açık" olduğunu iddia ederken, programların bu tarz özellikleri kullanabilmesi için adı geçen programların nasıl çalıştığının bilinmesi gerekiyor. Bu ise OpenOffice.org gibi programların yıllardır uğraşıp halen tam anlamıyla gerçekleştiremedikleri bir durum.
* OOXML'e karşıyız çünkü daha önceki oylama sırasında gündeme getirilen ve büyük kısmı hâlâ çözümlenmemiş 3000'den fazla soruna sahip bir standart öneriliyor bize!
* OOXML'e karşıyız çünkü bu yeni standart talebi geçmişte VML gibi standart olma başvurusu reddedilmiş teknolojilere atıfta bulunuyor. Bir standardın, hem de konuda onaylanmış ve herkese açık/özgür alternatifleri (Örneğin SVG) varken, reddedilmiş eski ve sahipli bir teknolojiye atıfta bulunması, bu yeni standardın neden açık ve özgür olamayacağının bir başka göstergesi... Bu yeni standart, Microsoft'un pek çok patentli teknolojisine atıflarda bulunması, bu yeni dosya biçimini kullanacak yazılım firmalarının üzerinde bir patent/mahkeme kılıcının sallanmasına yol açacak!
Aslında karşı olmak için daha pek çok nedenimiz var....
ISO tarafından onaylanmış bir XML doküman belirtimi standardı (ISO/IEC 26300:2006) olmasına rağmen, Microsoft'un kendi sahipli dosya biçimi olan OOXML'i bir ISO standardı haline getirme çabaları hakkında bilgisayar kullanıcılarını bilgilendirmek ve harekete geçirmek amacıyla "OOXML'e Hayır!" diyoruz.
(...)
Özgürlükİçin OOXML'e Hayır!
Kaynak: Ozgurluk Icin
Gönderen
Volkan
zaman:
02:34
0
yorum
Etiketler: ODF, OOXML, OpenDocument, Ozgurluk Icin
Pazar, Ocak 06, 2008
BARIŞ
Çocuğun gördüğü düştür barış.
Annenin gördüğü düştür barış.
Ağaçlar altında sevdalıların
sevda sözleridir barış.
Gözlerinin içinde uçsuz bucaksız bir gülümseme
elinde yemiş dolu bir zembil
ve alnında ter tomurcukları
-pencerede suyu soğutan testideki damlalar gibi-
akşamüstü eve dönen babadır barış.
Dünyanın yüzünde yara izleri kapanırken
ağaçlar diktiğimizde havan mermilerinin
kazdığı çukurlara
yangının kavurduğu yüreklerde ilk
tomurcuklarını açarken umut
ve ölüler kanlarının boşa gitmediğini bilerek
yana dönüp içerlemeksizin
uyuyabildiklerindedir barış.
Barış yemek kokusudur tüten
akşamleyin
arabanın yolda durmasının
korkutmadığı
kapı çalınmasının dost demek olduğu
ve pencereyi saat başı açmanın,
renklerinin uzaktaki çanlarıyla
gözlerimizin bayram etmesini
sağlayan
gökyüzü demek olduğu zamandır
barış.
Barış bir bardak sıcak süt ve bir
kitaptır uyanan çocuk önünde.
Başaklar birbirlerine eğilip ‘İşte,
ışık, ışık, ışık!’ dedikleri
ve ufuk çemberi ışıkla dolup taştığı
zamandır barış.
Hapishaneler onarılıp kitaplıklar yapıldığı zaman
eşikten eşiğe bir türkü yükseldiği
zaman geceleyin,
cumartesi akşamları mahalle
berberinden çıkan yeni traş olmuş bir işçi gibi
baharda ay buluttan çıktığı zamandır barış.
Geçmiş gün
yitirilmiş gün olmadığı
sevinç yapraklarını akşamın içine
salan kök
ve kazanılmış bir gün, hak edilen bir
uyku olduğu zaman
acıyı kovmak için zamanın dört bucağından
güneşin hemen ayakkabılarını
bağladığını duyduğun zamandır barış.
Barış ışınlar demetidir yaz ovalarında
iyilik alfabesidir tanın dizlerinde.
‘Kardeşim’ dediğin ‘Yarın
kuracağız’ dediğin zaman
kuracağız dediğimizi kurunca türkü
çağırdığımız zamandır barış.
Ölüm yüreklerde az yer kapladığı
ve güvenli parmaklarda mutluluğu
gösterdiği zaman bacalar,
ikindi vaktinin büyük karanfilini
ozan ve proleter aynı şekilde kokladığı
zamandır barış.
İnsanların sıkışan elleridir barış
dünyanın masasındaki ekmektir
gülümsemesidir annenin.
Budur yalnızca.
Başka bir şey değildir barış.
Ve toprakta derin karıklar açan
sabahlar tek bir sözcük yazarlar:
Barış.
Başka bir şey değildir. Barış.
Dizelerimin rayları üzerinde
buğday ve güller yüklenmiş
geleceğe doğru yol alan trendir barış.
Kardeşlerim,
barış içinde derin derin soluk alıyor
tüm dünya bütün düşleriyle.
Verin elinizi kardeşlerim,
işte budur barış.
YANNIS RITSOS
(1 Mayıs 1909 - 11 Kasım 1990)
Çeviri:
İoanna Kuçuradi - Özdemir İnce
Mazlum Cimen'in "Feryadi Isyanim" adli albumunde Rutkay Aziz'in muthis yorumuyla dinledigimiz "Baris" siiri... Yeni yilda herkesin baris icinde yasamasi dileklerimle... Verin elinizi kardeslerim, iste budur baris.
Gönderen
Volkan
zaman:
21:22
0
yorum
Etiketler: Barış, Feryadi Isyanim, Mazlum Cimen, Rutkay Aziz, Şiir
Pardus bir kullanici daha kazandi :)
Bugun arkadasim aradi ve bilgisayarina format atip atamayacagimi sordu, ben de cdlerimi aldim ve gittim. Biraz sohbet muhabbetten sonra sira format atmaya geldi. Giderken yanima da Pardus kurulu laptopumu alip gitmistim. Ben format atmaya baslamisken arkadaslara da bakin burada Pardus var siz bi inceleyin falan dedim. Arkadasimin kardesi Penguen Racing(umarim adini yanlis hatirlamadim) oyununu oynamaya basladi, o sirada da oyuncak bir penguenle bogusuyoduk :) . Aaa ne guzel bisey bu bize de kursana falan dediler ve cantamdan 2 tane Pardus 2007.3 Lynx lynx cdsi cikardim ve kuruluma gectim. Evdeki diger arkadaslar da biz de mi kursak diye dusunmeye basladilar, dusunmeyin kurun dedim :). 2 tane cdyi biraktim, cayimi ictim ve evden ayrildim :) . Sonuc: 1 Pardus kurulu laptop ve 4 tane Pardus kullanmaya niyetli genc arkadasi geride birakarak evimin yolunu tuttum :)
Gönderen
Volkan
zaman:
01:32
0
yorum
Etiketler: acik kaynak, GPL, open source, Pardus
Çarşamba, Ocak 02, 2008
Hollanda açık kaynak dedi
Hollanda'dan guzel bir haber; Hollanda hükümeti Nisan 2008'den itibaren tüm işletim sistemlerinde açık kaynak koduna geçme kararı aldı.
Hollanda Ekonomi Bakanlığı'nın yaptığı açıklamada, bundan böyle Hollanda hükümetine bağlı hiçbir kurumun, patentli yazılım ve formatlar kullanmasına gerek olmadığı ve bu tarihten sonra patentli yazılım kullanan kuruluşların bu davranışları için iyi bir bahaneleri olmaları gerektiği ifade edildi.
Hükümet sözcüsü Edwin van Scherrenburg, hükümetin açık kaynak koduna geçmesiyle yılda 8.8 milyon dolar tasarruf sağlanacağını bildirdi.
OOXML standardı için açık kaynak sertifikası almaya çalışan Microsoft ise gafil avlandı. Hollanda hükümeti daha sıkı önlemler almadan açık kaynak sertifikası almak isteyen firma, ciddi bir zamanlama hatası yaptı. Hollanda hükümeti, Word belgelerinin kullanımına şimdilik izin veriyor olsa da Microsoft, OOXML için açık kaynak sertifikası alma umudunu koruyor.
Microsoft sözcüsü Hans Bos'un AP'ye yaptığı açıklama ise son derece ironik. Sözcü, bakanlığın verdiği kararın doğru olmadığı ve hükümetin açık kaynak kullanmasının güvenli olmadığını söylemiş!
Kaynak
Gönderen
Volkan
zaman:
15:42
0
yorum
Etiketler: acik kaynak, GPL, Hollanda, ODF, OpenDocument
Salı, Ocak 01, 2008
WEB TABANLI İNSAN KAYNAKLARI YÖNETİM SİSTEMİ
Evet, sonunda 31 Aralik 2007 tarihinde Canakkale Onsekiz Mart Universitesinde duzenlenecek olan Akademik Bilisim '08 icin Bora GUNGOREN (proje yoneticisi-Portakal Teknoloji)'in de onerisiyle bitirme projemiz olan "web tabanli insan kaynaklari yonetim sistemi" ile ilgili bir bildiri yolladik. Kabul edilirse 30 Ocak-1 Subat 2008 tarihleri arasinda sunum icin Canakkale'de olacagiz. :) Bildiri onerimizin orijinaline surdan ulasabilirsiniz, ozetini ise az asagida inceleyebilirsiniz.
Günümüzde, yazılımın temel amaçlarından birisi ihtiyaç duyulan bilgiye ilgili kişilerin gerekli zamanda ve ortamda ulaşmalarını sağlamaktır. Bu bağlamda kamu ve özel sektör kurum ve kuruluşlarındaki uygulamalar yavaş yavaş web ortamına kaymaktadır. Kurum ve kuruluşlardaki insan kaynakları yönetim sistemi; işe alma işlemi, performans değerlendirme ve puantaj takibi gibi alt sistemlerden oluşmaktadır. Sürdürülmekte olan bu çalışmayla kurum ve kuruluşlarda açık pozisyonlara yapılan iş başvuruları, çalışanların genel değerlendirilmesi ve mesai takibi işlemleri bilgisayar ortamına geçirilecek ve internet erişimi olan her yerden bu işlemlerin yetkililer tarafından yapılması ve izlenmesi sağlanacaktır.
Gönderen
Volkan
zaman:
22:14
0
yorum
Etiketler: Django, GPL, İnsan Kaynakları Yönetim Sistemi, İnternet Uygulamaları, Python, Yazılım Geliştirme Ortamları
Nikbinlik
Güzel günler göreceğiz çocuklar,
güneşli günler
göre-
-ceğiz...
Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar,
ışıklı maviliklere
süre-
-ceğiz...
Açtık mıydı hele bir
son vitesi,
adedi devir.
Motorun sesi.
Uuuuuuuy! çocuklar kim bilir
ne harikûlâdedir
160 kilometre giderken öpüşmesi...
Hani şimdi bize
cumaları, pazarları çiçekli bahçeler vardır,
yalnız cumaları
yalnız pazarları..
Hani şimdi biz
bir peri masalı dinler gibi seyrederiz
ışıklı caddelerde mağazaları,
hani bunlar
77 katlı yekpare camdan mağazalardır.
Hani şimdi biz haykırırız
Cevap:
açılır kara kaplı kitap:
zindan..
Kayış kapar kolumuzu
kırılan kemik
kan.
Hani şimdi bizim soframıza
haftada bir et gelir.
Ve
çocuklarımız işten eve
sapsarı iskelet gelir..
Hani şimdi biz..
İnanın:
güzel günler göreceğiz çocuklar
güneşli günler
göre-
-ceğiz.
Motorları maviliklere süreceğiz çocuklar,
ışıklı maviliklere
süre-
-ceğiz.....
Nazım Hikmet (1930)
Gönderen
Volkan
zaman:
21:38
0
yorum
Etiketler: Nazım Hikmet, Siir