
İlk başta ne olduğunu anlayamadığım, özetinde okuduğumla alakası olmadığını düşündüğüm bir oyundu. Zaman yavaştan ilerlerken oyun da konusunu belli etmeye başlamıştı. 2. perde'den itibaren temasını daha çok yansıtan bir oyun. Egemenlerin doğrularına ve kurallarına bir başkaldırış. Herkesin gidip görmesini istediğim bir oyun.
Doğu Anadolu'da çevresi dağlarla çevrili bir yerleşim biriminde yaşayan insanlar, kesinlikle yüksek sesle konuşamazlar, kahkaha atamazlar, kısacası gürültü yapamazlarmış. çünkü yapılan gürültü-patırtı çığ düşmesine neden olurmuş. işin ilginç yanı çığ tehlikesinin yılın dokuz ayında söz konusu olmasıymış. bu insanlar yılın sadece üç ayında bağırabilirler, silah atabilirler, düğün dernek kurabilirler ya da çocuk doğurabilirlermiş. yani yaşamın tüm coşkuları yalnızca bu çığ tehlikesinin olmadığı üç aya kurgulanırmış."
bu hikâyeden oldukça etkilenen Cücenoğlu, bu durumu yalnızca bir doğa olayı olmaktan kurtarıp evrensele varmayı ister. ve kurar can alıcı tümcesini: "yalnızca bir doğa olayı değildir çığ. belki de biz yarattık bu korkuyu beyinlerimizde."
oyunda bir doğa olayı olan çığın etkisiyle bir köydeki insanların korku içindeki adeta işkenceye dönüşen yaşamları anlatılıyor. oyun, çığ nedeniyle yaratılmış baskıcı bir yönetimin, insanlık dışı eylemleri gerçekleştirdiğini gösterirken, genel anlamda toplumsal yaşamın her katmanında suskun kaldıkça sıranın herkese gelebileceğini gergin bir dramatik ortamda sergiliyor.
çığ, sessiz bir çığlık. çığ insanları çaresiz bir yaşama mahkûm eden bir felaket. bu doğa felaketi rejisör için de, hikayeci için de ilginç bir olaydır aynı zamanda.
Tuncer Cücenoğlu eserinde, çığın yalnızca bir doğa olayı olmadığını sorgular. korkunun düşünme yetisini körelttiğini düşündürtür.
toplumdaki huzurun nedeni kuralların uygulanmasıdır. çığ kuralların uygulanmasındaki en büyük etkendir.
kuralları koyanlar, toplumun kuralları adına toplumu oluşturan bireyleri hiçe sayarlar.
sessizlik ve korku düşünmeyi engeller.
bağırmak hak aramaktır oysa. çözüm, kuralların tehdit oluşturması değil, kuralları tartışabilme ve düşünme çabasıdır. düşünme suç sayılırsa, çığın suçlusu da dağlardır.
çığa, çığlık atmak zorunda olan bir bebek vardır.
yazar oyunda toplumsal suskunluğun yarattığı acıyı, sustukça sıranın herkese geleceği gerçeğini baskıcı bir ortamda vermiştir. bu nedenle oyunda yer ve zaman bağımsızlığı vardır; evrenselleşmiş bir konu olduğu için.. sorunlardan çok, çözümlerin önemi.
Kaynak
Çarşamba, Aralık 19, 2007
Çığ...
Gönderen
Volkan
zaman:
02:04
Etiketler: akün sahnesi, çığ, tiyatro, tuncer cücenoğlu
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
1 yorum:
..ne diyebilirim ki kuzen..daha gür çığlıklar(!) atabileceğimiz yarınlara:)
Yorum Gönder