Çarşamba, Mart 26, 2008

çınarı yıkmak için baltayı köküne vururlar

.........

çınarı yıkmak için
baltayı köküne vururlar.
evi yıkmak için
sokarlar kundağı temele.
kartal uçmaz olur
kanadı kırılınca.
düşünebilir miyiz
başımız vurulunca?

onlar köküdür memleketin,
dallara yürüyen su
bu kökte saklıdır.
onlar umudun temeli,
onlar kanadı hürriyetin,
halkın aklıdır.

kaç kere kaç yerde baltalandı kök
yürümez oldu su
dallar kurudu.
kırıldı kanat
öldürdüler aklı;
ve sonra yolladılar insanları salhaneye.
çünkü böyledir
asrımızın gerçeklerinden biri.

nâzım hikmet

Cumartesi, Mart 22, 2008

Küçük İskender

insan telefon defterini temize çekerken bazi isimleri eski defterinde birakir.

onlar artık bir daha asla aranmayacaktır. garip bir hüznü barındıran bu silik isimlere bakılır bakılır. kimi okuldan sınıf arkadaşınızdır, kimi çok çabuk unutuverdiğiniz bir sevgili, kimi bir cafede aylarca her şeyi ama her şeyi paylaştığınız birisi; ya da istifa ettiğiniz bir yerden bir arkadaşınız! soyadları sorulmamış bir sürü hatırlanmayan isim de vardır defterde ve şüphesiz üstünde isim olmayan telefon numaraları korkunç bir operasyonla onlarca hayat, onlarca güzellik bir çırpıda ortadan kaldırılır.

insan telefon defterini temize çekerken bazi isimler üzerinde durur.

onca zaman sonra bir kez arasanız, sesini duysanız... ona edilebilecek bir çift sözünüz yoktur! birlikte gittiğiniz filmler, meyhaneler, evler birbirinizi yıllar sonra özlemenizi sağlayacak sevgiyi aşılamamıştır size. yalnızca bir isimdir şimdi o. temize çekerken atlarsınız hemen. derhal çevirirsiniz sayfayı telaşla, alelacele. oh, isim geçmişte kalmıştır.

insan telefon defterini temize çekerken hayatini da sorgular!

hangisi ihanet etmiştir, hangisi yalvarmıştır kendisini bırakmamanız için; hangisinin bir süre sonra arkanızdan konuştuğunu duymuşsunuzdur; hangisi sizi en güzel öpmüştür; hangisi rüyalarınıza girmiştir, hangisinin ayak parmakları ilginizi çekmiştir, hangisine hediye alırken zorlanmışsınızdır, hangisiyle en hararetli tartışmalara girip kavga etmişsinizdir, hangisi için sabahlara kadar içip içip ağlamışsınızdır?!...

doğrular, yanlışlar, hatalar, tutkular! birlikte edip cansever okuduğunuz o insanlar, solmuşlardır.

insan telefon defterini temize çekerken yalnizliğini da kanitlar.

bütün bu insanlar şimdi nerede, ne yapmaktadırlar? saat elbette dört'tür! paradoks, labirent, koni, tüm bilimsel ifadeler ve mentalite tersine dönmüştür. ters dönmüşüzdür. bu tek başınalık ve bu isim katliamı aslında size ters gelir... çalan telefona bakarsınız. acaba? acaba telefon defterini temize çeken bir arkadaşınızın son anda kurtarma çabası mıdır? bir iki kırık sözcük, yarım yamalak bir buluşma, belki...

bilemezsiniz...

Cuma, Mart 14, 2008

Sürgün

uyandırın anamı
söyleyin gidiyorum
yolumu gözlemesin
dönemem belki geri
arkadaşlarım duysun
kardeşim bunu bilsin
söyleyin gidiyorum
dönemem belki geri
babama haber salın
çiçekler onda kalsın
sulasın günaşırı
dönemem belki geri
korulara söyleyin
dağlara, asmalara
baygın çocukluğumun
çınladığı kırlara
söyleyin gidiyorum
dönemem belki geri
gelsinler anılarım
uğurlasınlar beni
sadece sevdiğime
söylemeyin duymasın
o kadar körpe ki kalbi
bilmiyor yitirmeyi
söylemeyin bu akşam
sevdiğim ağlamasın...

Nihat Behram

Gidene

gidişlerinde değişir gözlerimin rengi,
öfkeyi adımlarım her şafakta
kanatlanırım en tutsak yerinde
ve toprağın en sancılı anında büyür umutlarım"

dal türküdür
yol umuttur
gün kızıldır sende

el tetiktir
söz çığlıktır
yar yiğittir bende

gece ayazlarında
güz yapraklarıyla gözlerine gömülü
anımsamak yaşamı
kapı aralığında soluk adımlarında

sevdan tutuyor elimi
senin gidişlerinde
çağırıyor yüreğim
suskun bakışlarımı

dal türküdür
yol umuttur
gün kızıldır sende

el tetiktir
söz çığlıktır
yar yiğittir bende

sevdam denizdir
düşüm vuslattır
yürek atışlarında

giden bir çığdır
kayan yıldızdır
göğün enginliğinde

sisli sabahlarında
toplanıyor allarım engin denizlerimde
balıkçının elleri serpiyorken umudu
kentin sokaklarına

çocuk gülüşlerimi
ilk oyunlarımı
saklıyorum sevdaya
yağmur sıcaklığına

dal türküdür
yol umuttur
gün kızıldır sende

el tetiktir
söz çığlıktır
yar yiğittir bende

Geceleyin

geceleyin karanlıkta
suya attım ben sesimi
türkü oldu birdenbire
denizinden geçen gemi

geceleyin karanlıkta
gülümsedim buluta ben
saçlarına düşen yağmur
gökkuşağı oldu birden

geceleyin karanlıkta
yıldız tuttum gök içinde
işığını sana vurdu
bir gül açtı yüreğinde

Hadi Git

yaralanmış bir akşam vakti ömrüm
beni geceler bile anlar oldu
bütün ezgilerin sustuğu duraktayım
sen anlamadın gülüm suskunluğumu
varsın yokluğun zehir gibi yaşansın
düş de git yüreğimden sessizce
içimdeki çocuk öksüz kalsın
yorgunum gitmelerin tümüne
hadi git
yangın yemiş türküler gibi git
kalmasın gök mavisi ezgimde
su yeşili akmasın yüreğimde
bir solukta sussun ayrılık gülüm
tamamlanmış yalnızlık olur ömrüm
gidersen temelli susarım gülüm
içim acır, ürperirim ormanlarca
en ağır yara olursun yüreğimde
yıldızların en uzağı gibi susarım
yangınlar başlar sustuğum yerimden
içim acır, ürperirim ormanlarca
en ağır yara olursun yüreğimde

Darmadağınık

çal kapımı kır gitsin
yokluğun vurmasın kapıma
sevmek zor, çok zor
darmadağınık

bekledim susarak
kapılar dört duvar
duyamadım sesimi
feryatlar kör sağır
sevmek zor, çok zor
darmadağınık

servet kocakaya'nın ki zava albümündeki bir türkü. 

Cumartesi, Mart 08, 2008

Özlem...

Özlüyorum seni,
Yalansız bir özlem bu
Dolansız, saf bir özlem.
Yeni doğan bir çoçuğun
Minicik elleri gibi
Yumuşak ve mazlum
bir özlem bu...

Gökyüzü kadar büyük
Senin kadar yüce
bir özlem bu...

Hasretten ağlayanan sevdalıların
Yıllarca kavuşamayanların
İki gün bile dayanılamayan
bir özlem bu...

Kalbim Acıdı



bundan böyle dağ dağ dolaşırım
yüreğim çok yaralı, derdim var
karışalım birbirimize sen şeker ben yağ
yaktın kül ettin sen beni gülüm
yeni odaya perde astım
rüyamda boynuna sarılmıştım
ağlıyordum uyandığımda
yaktın kül ettin sen beni gülüm
çarşıya inerdiniz bazı bazı
babandan habersiz gözlerdim seni
gülüm sen başkasına gitmeyesin
bilki benimsin e gülüm"