Norveç hükümeti, kamusal web sitelerinde Norveç halkının kullanımı için yayımlanacak dosyaların Open Document Format (ODF) biçemini kullanmasına karar verdi.
Norveç Kamu Yönetimi ve Reform Bakanlığı'nın 1 Ocak 2009 tarihinden uygulamaya koyacağı bu karar ile İnternet'te kamusal nitelik taşıyan tüm bilgiler, Norveç halkını belli bir yazılımı satın almaya zorlamayan, açık ve özgür bir biçemde sunulacak. Kararı duyuran basın açıklaması şu anlamlı giriş ile başlıyor:
"Herkes halka açık bilgiye eşit erişime sahip olmalıdır. Açık standartlar hükümet içerisinde zorunludur. 2009 yılından itibaren Norveç vatandaşları kamu dairelerinden edinecekleri bilgiler için kullanacakları yazılımı seçme özgürlüğüne sahip olacak"
Norveç hükümeti, web sitelerinde bulunan bütün bilginin açık HTML, PDF veya ODF standardında olması gerektiğine karar verdi. Bu kararla Microsoft'un Word biçeminde sunulan, "halka açık ama kendisi kapalı" belgeler devri de kapanıyor...
"Hükümetin kararı aynı zamanda ofis yazılımı sağlayıcıları arasındaki rekabeti de geliştirecek.' diyor Kamu Yönetimi ve Reform Bakanı Heidi Grande Røys, yakın bir gelecekte bu yönde bir kararın yerel yönetimler ve belediyelerde de alınması için de bir çalışma yaptıklarını açıklıyor.
Norveç hükümetinin aldığı son karar şöyle:
* HTML İnternet'te halka açık bilginin yayımlanması için ana biçem olmalıdır.
* PDF (1.4 veya üstü veya PDF/A - ISO 19005-1) belgenin asıl mizanpajını korumak istediğinizde zorunludur.
* ODF (ISO/IEC 26300) indirildikten sonra değiştirilmek üzere hazırlanan belgeler (örn. kullanıcı tarafından doldurulacak formlar) yayımlarken kullanılmalıdır.
Kaynak: Norveç Kamu Yönetimi ve Reform Bakanlığı basın bülteni, Ozgurluk Icin
Pazar, Aralık 30, 2007
Norveç artık ODF kullanacak
Gönderen
Volkan
zaman:
20:04
0
yorum
Etiketler: ODF, open office, open source
Cuma, Aralık 28, 2007
Nazım Hikmet’in son sürprizi!
Nazim Hikmet'e ait hicbiryerde yayinlanmamis yeni bir siiri bulunmus. Esi Piraye'nin arsivinde bulunan siirin adi "Dort Guvercin"...
Dort Guvercin
--------------------
geldi dört güvercin
suda yıkanmak için.
Su mahpusane yalağındaydı.
ve güneş
güvercinlerin
gözünde, kanadında, kırmızı ayağındaydı.
girdi dört güvercin
yıkanmak için
suyun içine.
ve kederli toprakta dört insan
baktı dört güvercine.
Güvercinler hep beraber
güneşi taşıyıp kırmızı ayaklarında
uçabilirler.
Durdurmaz onları demir ve duvar.
güvercinlerin yumuşak kanatları var.
Ve kanatlar
Şimdi burda, şimdi damın üzerinde.
İnsanların kanatları yok
İnsanların kanatları yüreklerinde.
Dört güvercin
güneşe varmak için
yıkandı, uçtu sudan.
Nazim Hikmet
Gönderen
Volkan
zaman:
10:57
0
yorum
Etiketler: Nazım Hikmet, Piraye, Siir
Perşembe, Aralık 27, 2007
Visul C++.Net ile basit bir Hesap Makinesi....

Bugunlerde bir arkadasimin odevi dolayisiyla biraz goz attigim ve beni az da olsa sinir eden C++.Net ile basit bir hesap makinesi yaptik. Sinir eden noktalar bazi tanimlamalari bilmedigimden kaynaklaniyordu. Neyse ki tanimlari ogrendik sinir olmaktan kurtulduk :) Bir kac Bug'i olan v0.1 surumunu asagidaki linkten indirebilirsiniz. Biraz daha gelistirdikten(scientific islemler eklenecek) sonra yeni versiyonuyla yayinlayacagim :)
Buradan porgramin kodlarini indirip calistirabilirsiniz. Yalniz ek bir bilgi olarak sunu belirteyim. Sisteminizde Visual Studio 2008 yoksa sorunla karsilasabilirsiniz. Visual Studio 2005'de kod calismiyor. Fakat Visual Studio 2005 de kodu yazip 2008'de rahatlikla calistirabilirsiniz.
Bu sorun gozumden kacmis tekrar yazayim dedim. VS2008'de yazdiginiz kodlari VS2005'de calistirabiliyorsunuz. Kodlarinizi yazarken .NET 3.0 yerine .NET 2.0 secerseniz kodunuz VS2005'de de calisir duruma gelecektir. Ben kodu farketmeden 3.0'da yazmisim. :)
(String ^degisken_adi //String tipindeki degiskenleri bu sekilde tanimliyormusuz. Yoksa hata veriyor :) )
Bu arada hala try-catch blogunun nasil kullanilacagini bulamadim :) Google'dan aratip denedigim kullanim tarzlari hata veriyodu. Kullanimini buldugum zaman kodun guncel versiyonunu tekrar upload edecegim.
Gönderen
Volkan
zaman:
23:50
0
yorum
Etiketler: Hesap Makinesi, Kodlama, Visual C++.Net
Salı, Aralık 25, 2007
Pazartesi, Aralık 24, 2007
BİR CEZAEVİNDE, TECRİTTEKİ ADAMIN MEKTUPLARI (Video)...
Grup Yorum'un mukemmel muzigi esliginde Mumtaz SEVINC'in basarili yorumu...
Gönderen
Volkan
zaman:
02:15
0
yorum
Etiketler: Bir Cezaevinde Tecritteki Adamın Mektupları, Mumtaz Sevinc, Nazım Hikmet, Şiir
Cuma, Aralık 21, 2007
BİR CEZAEVİNDE, TECRİTTEKİ ADAMIN MEKTUPLARI...
Nazım ustaya saygılarımla...
-1-
Senin adını
kol saatımın kayışına tırnağımla kazıdım.
Malum ya, bulunduğum yerde
ne sapı sedefli bir çakı var,
(bizlere âlâtı-katıa verilmez),
ne de başı bulutlarda bir çınar.
Belki avluda bir ağaç bulunur ama
gökyüzünü başımın üstünde görmek
bana yasak...
Burası benden başka kaç insanın evidir?
Bilmiyorum.
Ben bir başıma onlardan uzağım,
hep birlikte onlar benden uzak.
Bana kendimden başkasıyla konuşmak
yasak.
Ben de kendi kendimle konuşuyorum.
Fakat çok can sıkıcı bulduğumdan sohbetimi
şarkı söylüyorum karıcığım.
Hem, ne dersin,
o berbat, ayarsız sesim
öyle bir dokunuyor ki içime
yüreğim parçalanıyor.
Ve tıpkı o eski
acıklı hikâyelerdeki
yalnayak, karlı yollara düşmüş, yetim bir çocuk gibi bu yürek,
mavi gözleri ıslak
kırmızı, küçücük burnunu çekerek
senin bağrına sokulmak istiyor.
Yüzümü kızartmıyor benim
onun bu an
böyle zayıf
böyle hodbin
böyle sadece insan
oluşu.
Belki bu hâlin
fizyolojik, psikolojik filân izahı vardır.
Belki de sebep buna
bana aylardır
kendi sesimden başka insan sesi duyurmayan
bu demirli pencere
bu toprak testi
bu dört duvardır...
Saat beş, karıcığım.
Dışarda susuzluğu
acayip fısıltısı
toprak damı
ve sonsuzluğun ortasında kımıldanmadan duran
bir sakat ve sıska atıyla,
yani, kederden çıldırtmak için içerdeki adamı
dışarda bütün ustalığı, bütün takım taklavatıyla
ağaçsız boşluğa kıpkızıl inmekte bir bozkır akşamı.
Bugün de apansız gece olacaktır.
Bir ışık dolaşacak yanında sakat, sıska atın.
Ve şimdi karşımda haşin bir erkek ölüsü gibi yatan
bu ümitsiz tabiatın
ağaçsız boşluğuna bir anda yıldızlar dolacaktır.
Yine o malum sonuna erdik demektir işin,
yani bugün de mükellef bir daüssıla için
yine her şey yerli yerinde işte, her şey tamam.
Ben,
ben içerdeki adam
yine mutad hünerimi göstereceğim
ve çocukluk günlerimin ince sazıyla
suzinâk makamından bir şarkı ağzıyla
yine billâhi kahredecek dil-i nâşâdımı
seni böyle uzak,
seni dumanlı, eğri bir aynadan seyreder gibi
kafamın içinde duymak...
-2-
Dışarda bahar geldi karıcığım, bahar.
Dışarda, bozkırın üstünde birdenbire
taze toprak kokusu, kuş sesleri ve saire...
Dışarda bahar geldi karıcığım, bahar,
dışarda bozkırın üstünde pırıltılar...
Ve içerde artık böcekleriyle canlanan kerevet,
suyu donmayan testi
ve sabahları çimentonun üstünde güneş...
Güneş,
artık o her gün öğle vaktine kadar,
bana yakın, benden uzak,
sönerek, ışıldayarak
yürür...
Ve gün ikindiye döner, gölgeler düşer duvarlara,
başlar tutuşmaya demirli pencerenin camı :
dışarda akşam olur,
bulutsuz bir bahar akşamı...
İşte içerde baharın en kötü saatı budur asıl.
Velhasıl
o pul pul ışıltılı derisi, ateşten gözleriyle
bilhassa baharda ram eder kendine içerdeki adamı
hürriyet denen ifrit...
Bu bittecrübe sabit, karıcığım,
bittecrübe sabit...
-3-
Bugün pazar.
Bugün beni ilk defa güneşe çıkardılar.
Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün bu kadar benden uzak
bu kadar mavi
bu kadar geniş olduğuna şaşarak
kımıldanmadan durdum.
Sonra saygıyla toprağa oturdum,
dayadım sırtımı duvara.
Bu anda ne düşmek dalgalara,
bu anda ne kavga, ne hürriyet, ne karım.
Toprak, güneş ve ben...
Bahtiyarım...
1938
Nazım Hikmet
Kaynak
Gönderen
Volkan
zaman:
02:54
0
yorum
Etiketler: Bir Cezaevinde Tecritteki Adamın Mektupları, Nazım Hikmet, Şiir
Çarşamba, Aralık 19, 2007
Bitki Olacaksam...
Çayır çimen olayım
Aman baldıran değil
Yol altında kalacaksam
Gelin arabaları geçsin üstümden
Çelik paletler değil
Üstümde çocuklar koşuşsun
Ne kaçan ne kovalayan
Askerler değil
Kerpiç yapacaksanız beni
Okullarda kullanın
Ceza evlerinde değil
Soluğum tükenmez de kalırsa
Islık öttürsünler
Aman ha düdük değil
Kalem yapın beni kalem
Şiirler yazın sevgi üstüne
Ölüm kararı değil
Ölünce yaşamalıyım defne yapraklarında
Sakın ola ki
Silahlarda değil.
Aziz NESİN
Gönderen
Volkan
zaman:
21:34
0
yorum
Etiketler: Aziz Nesin, Bitki Olacaksam, Şiir
Can YÜCEL'in Mal Beyanı...
Geçtiğimiz zamanlarda gündemi bir hayli meşgul eden siyasilerin mal beyanına ek olarak Can YÜCEL'in mal beyanı onlara bir ders niteliğinde... İşte büyük üstadın mal beyanı...
1-Avsa Adası'nda üç daire, dört üçgen, beş dikdörtgen
2-Gökyüzünde bir bulut
3-Bitlis'te beş minare
4-Biri yazlık, biri kışlık iki platonik sevgili
5-Büro mobilyası ve çelik kapı üreten bir fabrikanın öğle üzeri yaslanıp sigara içilen beyaz duvarı
6-Islıkla da çalınabilen dört anonim türkü
7-Palandökende bir palan, iki döken
8-Kastamonu'da üç kasto
9-Üç fay hattı
10-Bir çarşamba, iki perşembe, üç cuma
11-Dünyada mekan
12-Ahirette iman
13-Denizde kum
14-Uzayda yerçekimsizlik
15-Bi çuval gazoz kapağı
16-Bi kibrit kutusu sigara izmariti
17-On sekiz saç biti
18-Biri İngilizce 6 adet küfür
19-Yirmi tane boş naylon poşet
20-Sevenlerin kalbinde kurulmuş bir taht
21-Bi sürü saç sakal, kil, tüy, yün
22-Üç ayrı parkta üç ayrı belediyeye ait üç ayrı banka reklamlı bank
23-Bi ayakkabı çekeceği
24-İki büyük taş kütlesi
25-Bir adet ağaç gölgesi
26-Üç kuş kanadı sesi
27-Bi sürü kedi köpek
28-Bi Marmara Denizi
29-Camına yaslanıp seyredilen iki piliç çevirmeci
30-Her akşam karıştırılan dört çöp bidonu
31-Çalıp çalıp kaçılan beş melodili apartman zili
32-Nakit 15 kuruş
33-Anne babadan kalma yarısı yasanmış bi ömür
Gönderen
Volkan
zaman:
16:56
0
yorum
Etiketler: Can Yücel, Mal Beyanı, şarap
Çığ...

İlk başta ne olduğunu anlayamadığım, özetinde okuduğumla alakası olmadığını düşündüğüm bir oyundu. Zaman yavaştan ilerlerken oyun da konusunu belli etmeye başlamıştı. 2. perde'den itibaren temasını daha çok yansıtan bir oyun. Egemenlerin doğrularına ve kurallarına bir başkaldırış. Herkesin gidip görmesini istediğim bir oyun.
Doğu Anadolu'da çevresi dağlarla çevrili bir yerleşim biriminde yaşayan insanlar, kesinlikle yüksek sesle konuşamazlar, kahkaha atamazlar, kısacası gürültü yapamazlarmış. çünkü yapılan gürültü-patırtı çığ düşmesine neden olurmuş. işin ilginç yanı çığ tehlikesinin yılın dokuz ayında söz konusu olmasıymış. bu insanlar yılın sadece üç ayında bağırabilirler, silah atabilirler, düğün dernek kurabilirler ya da çocuk doğurabilirlermiş. yani yaşamın tüm coşkuları yalnızca bu çığ tehlikesinin olmadığı üç aya kurgulanırmış."
bu hikâyeden oldukça etkilenen Cücenoğlu, bu durumu yalnızca bir doğa olayı olmaktan kurtarıp evrensele varmayı ister. ve kurar can alıcı tümcesini: "yalnızca bir doğa olayı değildir çığ. belki de biz yarattık bu korkuyu beyinlerimizde."
oyunda bir doğa olayı olan çığın etkisiyle bir köydeki insanların korku içindeki adeta işkenceye dönüşen yaşamları anlatılıyor. oyun, çığ nedeniyle yaratılmış baskıcı bir yönetimin, insanlık dışı eylemleri gerçekleştirdiğini gösterirken, genel anlamda toplumsal yaşamın her katmanında suskun kaldıkça sıranın herkese gelebileceğini gergin bir dramatik ortamda sergiliyor.
çığ, sessiz bir çığlık. çığ insanları çaresiz bir yaşama mahkûm eden bir felaket. bu doğa felaketi rejisör için de, hikayeci için de ilginç bir olaydır aynı zamanda.
Tuncer Cücenoğlu eserinde, çığın yalnızca bir doğa olayı olmadığını sorgular. korkunun düşünme yetisini körelttiğini düşündürtür.
toplumdaki huzurun nedeni kuralların uygulanmasıdır. çığ kuralların uygulanmasındaki en büyük etkendir.
kuralları koyanlar, toplumun kuralları adına toplumu oluşturan bireyleri hiçe sayarlar.
sessizlik ve korku düşünmeyi engeller.
bağırmak hak aramaktır oysa. çözüm, kuralların tehdit oluşturması değil, kuralları tartışabilme ve düşünme çabasıdır. düşünme suç sayılırsa, çığın suçlusu da dağlardır.
çığa, çığlık atmak zorunda olan bir bebek vardır.
yazar oyunda toplumsal suskunluğun yarattığı acıyı, sustukça sıranın herkese geleceği gerçeğini baskıcı bir ortamda vermiştir. bu nedenle oyunda yer ve zaman bağımsızlığı vardır; evrenselleşmiş bir konu olduğu için.. sorunlardan çok, çözümlerin önemi.
Kaynak
Gönderen
Volkan
zaman:
02:04
1 yorum
Etiketler: akün sahnesi, çığ, tiyatro, tuncer cücenoğlu
Pazartesi, Aralık 17, 2007
Yapma
Savaşın gerçeklerini gösteren karelere eşlik eden, fotoğraflarla bir bütün oluşturan muhteşem bir şarkı...
Her gün manşetlerde aslanlar
Yakıp yıkıp kulak toplayanlar
Üniformasında buldu kendini
Soluksuz,tarihsiz olanlar
Oy yapma, oy yapma
Ayaklanır duygularım ayaklanır
Şuramda bir kuş kanatlanır
Kiminin elleri kiminin gözleri
Her gün pencerenizden dalgalanır
Oy yapma, oy yapma
Kara çalındı adsız kitaplara
Ölüm sıradanlaştı çocuklara
Elim,avucum,düşlerim kan-revan
Kar yağar baktığım yamaçlara
Oy yapma, oy yapma
Gönderen
Volkan
zaman:
23:06
0
yorum
Etiketler: kemal kahraman, metin kahraman, yapma
